Üç Kelimeden Oluşan, Geçişli Phrasal Verbs Listesi 3

  • Üç Kelimeden Oluşan, Geçişli Phrasal Verbs Listesi 3
  • İlköğretim, liseler ve sonrası için ingilizce phrasal verbs listesi (3 kelimden oluşan, geçişli phrasal verbler) örnekleri, kullanımı ile ilgili bilgilere yazının devamından ulaşabilirsiniz.
  • Aşağıdaki üç kelimeden oluşan geçişli phrasal verbs listesi ve örneklerinde break in on, catch up with, check up on, come up with, cut down on, drop out of, get along with, get away with, get rid of, get through with, keep up with, look forward to, look down on, look in on, look out for, look up to, make sure of, put up with, run out of, take back to, walk out on kullanımı ve bu phrasal verblerin ingilizce ve türkçe örneklerine ulaşabilirsiniz.
  • 3 kelimeden oluşan phrasal verbler

    3 kelimeden oluşan phrasal verbler

  • Aşağıdaki geçişli phrasal verb’lerde üç kısım göreceksiniz:
  • My brother dropped out of school before he could graduate. (Erkek kardeşim mezun olamadan okulu bıraktı.)
  • break in on
  • Bir sohbeti bölmek
  • I was talking to Mom on the phone when the operator broke in on our call.
  • “Operatör konusmamizi kestigi zaman telefonda annemle konusuyordum.”
 
  • catch up with
  • Yakın olmak
  • After our month-long trip, it was time to catch up with the neighbors and the news around town.
  • “Aylar süren yolculugumuzdan sonra, komsulara ve kasaba çevresine yakin olup onlardan haber almanin vakti gelmisti.”
 
  • check up on
  • incelemek, kontrol etmek
  • The boys promised to check up on the condition of the summer house from time to time.
  • “Çocuklar yazlığa zaman, zaman bakmak için söz verdiler.”
 
  • come up with
  • Bagışta bulunmak
  • After years of giving nothing, the old parishioner was able to come up with a thousand dollar donation.
  • “Eski kilise cemiyeti üyesi bin dolarlık bir bagış yaptı. Yıllardır hiçbir bağışta bulunmamisti.”
 
  • cut down on
  • Kesmek, azaltmak
  • We tried to cut down on the money we were spending on entertainment.
  • “Eğlenceye harcadığımiz parayı azaltmaya çalıştık.”
 
  • drop out of
  • Sınıfta kalmak
  • I hope none of my students drop out of school this semester.
  • “Umarım ögrencilerimin hiç biri bu sömestr sınıfta kalmaz.”
 
  • get along with
  • iyi anlaşmak
  • I found it very hard to get along with my brother when we were young.
  • “Erkek kardeşimle anlaşmak, küçükken daha zordu.”
 
  • get away with
  • Bir işten sıyrılmak
  • Ahmet cheated on the exam and then tried to get away with it.
  • “Ahmet sınavda kopya çektiği halde bu işten sıyrılmaya çalışti.”
 
  • get rid of
  • kurtulmak
  • The citizens tried to get rid of their corrupt mayor in the recent election.
  • “Vatandaşlar son seçimlerde fırsatçı belediye başkanından kurtulmaya çalıstı.”
 
  • get through with
  • bitirmek
  • When will you ever get through with that program?
  • “Bu programı ne zaman bitiriceksin?”
 
  • keep up with
  • Geri kalmamak
  • It’s hard to keep up with the Ahmet when you lose your job!
  • “İşini kaybettiğinde Ahmet ile devam etmek zor.”
 
  • look forward to
  • Dört gözle beklemek
  • I always look forward to the beginning of a new semester.
  • “Yeni sömestrın başlamasını her zaman dört gözle beklerim.”
 
  • look down on
  • Hor görmek, küçümsemek
  • It’s typical of a jingoistic country that the citizens look down on their geographical neighbors.
  • Komşularını, tipik ırkçı ülke vatandaşları küçümserler.
 
  • look in on
  • Birini ziyaret etmek
  • We were going to look in on my brother in law, but he wasn’t home.
  • “Kayınbiraderimi ziyaret edecektik ama evde yoktu.”
 
  • look out for
  • Önce davranmak, tahmin etmek
  • Good instructors will look out for early signs of failure in their students
  • “iyi eğitimciler öğrencilerinin yapacakları hataları önceden görürler.”
 
  • look up to
  • Saygı göstermek
  • First graders really look up to their teachers.
  • “Eski nesiller, ögretmenlerine gerçekten saygı gösterirler.”
 
  • make sure of
  • Doğrulamak, emin olmak
  • Make sure of the student’s identity before you let him into the classroom.
  • “Ögrencilerinizi sınıfa almadan önce, kimliklerinin doğru olduğundan emin olun.”
 
  • put up with
  • Hoşgörü göstermek
  • The teacher had to put up with a great deal of nonsense from the new students.
  • “Öğretmen yeni öğrencilerin bütün saçmalıklarını hos görmek zorunda kaldı.”
 
  • run out of
  • tükenmek
  • The runners ran out of energy before the end of the race.
  • “Koşucuların dirençleri, yarışın sonuna gelmeden tükenmişti.”
 
  • take care of
  • ilgilenmek, sorumlu olmak
  • My oldest sister took care of us younger children after Mom died.
  • “Ablam, annem öldükten sonra bize, daha küçük çocuklara baktı.”
 
  • talk back to
  • Kaba bir şekilde cevap vermek
  • The star player talked back to the coach and was thrown off the team.
  • “Yıldız oyuncu, koçla kaba bir şekilde konuştu ve takımdan atıldı.”
 
  • think back on
  • Yad etmek, anmak 
  • I often think back on my childhood with great pleasure.
  • “Çocuklugumu sık, sık büyük bir mutlulukla anarım.”
 
  • walk out on
  • Terk etmek, başından atmak
  • Her husband walked out on her and their three children.
  • “Kocası onu ve üç çocuğunu terketti.”

Soru sormak için giriş yapın veya Siteye kayıt olun

Memur Alımları, İlanlar, Haberler ve duyurular