Osmanlı’da Askeri Sınıflar

Osmanlı Devleti’nde aşağıdaki askeri sınıflardan hangisi mevki ve rütbe bakımından diğerlerine göre daha üstündür? A) Cebeciler B) Humbaracılar C) Sipahiler D) Lağımcılar E) Topçular
  1. Mustafa 16/02/2014
    sipahiler

2 Cevap

gamze kullanıcısının profil resmi KPSS Delisi 15/02/2014
Herkese Açık Konu
Sipahiler olması lazım atlı birlikler yaya kuvvetlere nispeten her zaman daha rütbeli ve üstündüydüler diye biliyorum.
  • Sipahiler: Sipahi (Osmanlı Türkçesiyle: سپاهی) 
  • Osmanlı ordusunun ağır süvari sınıfı askeridir. 
  • Tımar sahibi olan Tımarlı Sipahiler ve Kapıkulu Ocağı’na bağlı Kapıkulu Sipahileri olmak üzere ikiye ayrılırdı
  • Cebeciler: Cebeci Ocağı, Osmanlı ordusunda, silahların temin edilmesi, korunması ve sefer zamanında cepheye götürülmesiyle görevli kapıkulu ocağıydı.
  • Humbaracılar: Humbaracı Ocağı, Osmanlı Devleti’nin askeri teşkilatı’nda humbara (havan)yapan ve bunu kullanan sınıfın bağlı olduğu ocak. Dünyanın ilk havan topu sınıfıdır.
  • Humbara, demir veya tunçtan dökülmüş el bombasıdır.
  • Lağımcılar(Lağım=Tünel): Lağımcılar Osmanlı Askeri Teşkilatı’nda yeniçerilerin içinde bir ocaktır. Görevleri özellikle kale kuşatmalarında tünel kazarak sur duvarlarına ulaşmak ve surları alttan havaya uçurmak veya kale içine kadar tünel kazarak kaleyi içten fethetmektir. Ateşli silahlarla yapılan savaşlarda da karşı sipere kadar tünel kazılıp bomba ile patlatılırak düşman askerine ve siperlerine zarar verilirdi. 
  • Lağım(tünel) kazma günümüzde de kullanılan bir savaş taktiğidir.Bu taktik sayesinde de İstanbul fethedilmiştir.
  • Bunun yanında Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodosu fethi sırasında büyük rol oynamıştır.
  • Topçular: Topçu Ocağı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kapıkulu Ocakları’nın yaya kısmına mensup, top dökmek ve kullanmakla vazifeli askerlerin bağlı olduğu ocaktır.
  • Sultan I. Murad devrinde yeniçeri ocağının teşkilinden hemen sonra, acemi ocağından alınan askerlerle ilk olarak topçu ocağı kuruldu. İstanbul’un fethinden sonra, Galata suru dışında Tophane denilen yerde topçu kışlaları ve sabit top dökümhânesi yapıldı.
  • Zaman içinde,  Belgrad,  Budin,  Temaşvar,  İşkodra,  Gülamber,  Provişte gibi yerlerde ihtiyaca göre tophaneler kurulup top döktürüldü.
  • Topçu ocağına sertopi adıyla da anılan topçubaşı nezaret ederdi. Onun emrinde bulunan dökücübaşı (serihtegân), dökümhâneden sorumluydu. Onun da maiyetinde; yardımcısı, tâmirci, dökümcü, burgucu, yamacı, demirci, marangoz gibi zanaatkârlar bulunurdu.  
  • Klasik dönem Osmanlı ordusu üç ana bölümden oluşmaktaydı:  Kapıkulu askerleri,  Eyalet askerleri ve  Donanma kuvvetleri
  • Kapıkulu askerleri yayalardan oluşan Yeniçerilerden, Cebecilerden, Topçulardan, Top Arabacılarından ve süvarilerden oluşan sipahi, silahtar, sağ ulufeciler, sağ garipler, sol gariplerden meydana gelmekteydiler. 
  • Eyalet askerleri başlıca topraklı ve tımarlı sipahi denilen süvariler ile yaya, müsellem, azab ve Rumeli sınırında bulunan akıncılardan oluşmaktaydılar.
  •  Donanma kuvvetlerinde ise gemicilerle azaplar ve savaş zamanında da tımarlı sipahiler bulunurdu  
  •   askeri1
 
#
  1. evet. detaylı bilgiler için teşekkürler

kpssdelisi kullanıcısının profil resmi KPSS Delisi 17/02/2014
Herkese Açık Konu
  • Cebeci Ocağı, Osmanlı ordusunda, silahların temin edilmesi, korunması ve sefer zamanında cepheye götürülmesinde görevliydi.
  • Ocağın elemanlarına, Cebeciler denilmekteydi.
  • Cebeci Ocağı, Fatih Sultan Mehmet zamanında kurulmuştur.
  • İlk zamanlarda bu ocağın mensupları, yeniçeriler gibi, acemi oğlanlar ocağı arasından seçilmekteydiler.
  • Bunlar, ocağa “şâkird” yani ‘öğrenci’ sıfatıyla alınırlar, sonra asıl Cebeciler arasına geçerlerdi.
  • Maaş defterlerinden anlaşıldığına göre Cebecibaşı, 59 bölük ve 37 orta bölük olmak üzere 96 odaya ayrılmıştılar.
  • Cebeci ortaları, silah yapan, tamir eden, barutları geliştiren ve savaş araç-gereçlerini hazırlayan sınıflardan oluşuyordu.
  • Bunların arasında ayrı bir sınıf olarak,  humbara dökücüleri, barutçular ve lağımcılar da vardı.
  • Cebecilerin en büyük subayına, Cebecibaşı ismi verilirdi.
  • Cebecibaşılık makamı boşaldığı zaman, başkethüda bu makama tayin edilirdi. Ancak , Cebehâne başçavuşunun, hattâ sonraları ocak dışından da, Cebecibaşı tayin edildiği olmuştu.
  • Cebecilerin, rütbe bakımından, Cebecibaşı ve dört kethüdadan sonra sırasıyla, cebeci başçavuşu, büyük ve orta kumandanları, odabaşıları ve küçük subaylar gelirdi. Ocağın hesap işlerine “Cebeci Kâtibi” bakardı.
  • cebeci
  • Cebeciler, başlarında iki ucu omuzlarına doğru sarkan ve dört tarafı yeşil çuha olan şebkülah denilen serpuşu giyerler ve merasim esnasında bunun üzerine tüy takarlardı.
  • Cebecilerin malûl ve ihtiyarları, ocaklarının kanunu üzere belli miktarda aylığa bağlanarak emekliye ayrılırlardı.
  • Cebehâne, Ayasofya Camii karşısında, son devirde yanmış olan adliye binasının yerindeydi. Burada zabit ve neferlerin odaları, silah ve sair harp malzemesi tamirhanesi ve depo bulunurdu.
  • Cebehâne için lâzım olan mamul ve gayri mamul bütün eşya, bu depoda bulunurdu. Yeniçerilere ait cebe (zırh) üzerlerinin kumaşları, tolga kılıfları, zırh keseleri, meşin, bakır, pamuk ipliği, keten, çelik, kayık, tüfenk maşası, cebehâne ambarında bulunan eşyadan bir kısmıdır.
  • Bunlardan başka kürek, kazma ve bunların sapları, tüfenk kundağı ve diğer imal edilmiş malzemeler, hep burada bulunur ve yapılırdı.
  • Bu eşyadan gerekli olanların donanmaya ve kalelere gönderilme sorumluluğu Cebecibaşıya aitti.
  • Cebehâne’de levazım azaldığı zaman, bu noksanı Cebecibaşı dîvâna arz eder ve noksanlar tamamlanırdı. Yeniçeriler, devlet merkezinde bulunurlarken tüfek taşımaları yasak olduğundan, bunların talim zamanlarında kullanacakları tüfekleri, Cebecibaşı verirler ve işleri bitince yine geri alırlardı.
  • Kalelere silah ve cephane gönderilmesi, oradaki cephanenin muhafazası, Cebeci Ocağı tarafından gönderilmiş olan Cebecilere aitti.
  • Bu kalelerdeki silah, cephane ve barut gibi harp levazımının muayeneleri ve işe yarayıp yaramayacağının tetkiki, Cebecibaşı tarafından yapılırdı.
  • Kalelerde hizmet eden Cebeciler de, Yeniçeriler gibi üç sene müddetle kale hizmetinde bulunurlar ve sonra merkeze getirilip, yerlerine başkaları gönderilirdi.
  • Bu cebecilerin başlarında zabitleri bulunurdu. Savaş zamanında, yeniçerilere ait harp levazımatı, Cebeciler vasıtasıyla katır ve develerle nakledilir ve harp mıntıkasına girildikten sonra, kendilerine dağıtılırdı.
  • Ordu, savaş meydanında yerini aldığı zaman, Cebeciler ordunun merkez cephesinin gerisinde bulunurlardı. Cebecilerin sayıları, devirlere göre artıp eksilme göstermiştir. 
  • Kanunî zamanında sayıları 700 iken, 1570 yılında 4.000, Eğri Seferi’nde 3.000, IV. Murat devrinde 7.000-8.000 olmuş, 1702 yılında ise 2.500’e kadar indirilmiştir. 1826 yılında, II. Mahmud, yeniçerilerle birlikte artan itaatsizlikleri dolayısıyla Cebeci Ocağını da kaldırmıştır.
  • Daha sonraları, modern bir anlayışla Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediyye ordusunun kurulmasıyla birlikte, 1.054 neferden meydana gelen yeni bir Cebehâne sınıfı kuruldu. Sağ ve sol kol olarak tertip edilen ve birer Bölükbaşının kumandanlığı altında idare olunan bu yeni teşkilat, 1860′a kadar varlığını korumuştur.   humbaraciHumbaracı Sancağı  
  • Humbaracı Ocağı, Osmanlı Devleti’nin askeri teşkilatı’nda humbara yapan ve bunu kullanan sınıfın bağlı olduğu ocaktır.
  • Kumbaracı ocağı da denilmektedir.
  • Dünyanın ilk havan topu sınıfıdır.
  • Humbara, demir veya tunçtan dökülmüş el bombasıdır.
  • Humbaracılık, Osmanlı Devleti’nde 16. yüzyılda oturmaya başlamıştır.
  • 1729′da Osmanlı’ya ilticâ eden ve Müslüman olduktan sonra Ahmed ismi verilen Kont Bonneval tarafından geliştirilip düzenlendi. 
  • 1783′te Sadrazam Halil Hamid Paşa humbaracılar için yeni düzenlemeler getirdi ve 1792′de çıkarılan bir nizamnameyle humbaracıların yetkileri arttırıldı.
  • Humbaracılar, Ahmed Paşa’nın çabalarıyla ordunun en disiplinli ve düzenli sınıfı durumuna gelmişti. Humbaracı Ocağı’nın ıslahı ilk olarak 18. yüzyılda, Humbaracı Ahmed Paşa ve Sadrazam Osman Paşa’nın isteği üzerine gündeme gelmiştir. 
  • 1731′de ıslah projesi hazırlandı ve iki yıl sonra da Üsküdar’da Humbaracı Ocağı kuruldu.
  • Böylece Bosna’dan 300 ulufeli humbaracı adayı ile çeşitli kalelerden seçilen 300 tımarlı humbaracı eğitime başlayarak humbara imalathanesi kurulması yolunda adımlar atıldı.
  • Bir yasa ile tımarlılar 25′er kişilik gruplar halinde İstanbul’a giderek eğitim almaları sağlandı.
  • Kapıkulu Ocağı’ndaki bozukluklar ve düzensizlik zamanla Humbaracı Ocağı’nı da etkilemeye başladı. 1826 yılında Vaka-i Hayriye sırasında Humbaracıların devletin tarafında olarak topçu ve cebecilere destek olmuşlardı.
  • Humbaracı Ocağı, Sultan II. Mahmud zamanında Asakir-i Mansure-i Muhammediyye’nin kurulmasıyla kaldırılmış fakat varlığını Sultan II. Abdülhamid dönemine kadar sürdürmüştür.  
  • sipahiSipahi Sancağı arması
  • sipahi bölüğüSipahi Bölüğü Sancağı sipahiViyana Kuşatması (sipahi)
  • Osmanlı ordusunun ağır süvari sınıfı askeri. Tımar sahibi olan Tımarlı Sipahiler ve Kapıkulu Ocağı’na bağlı Kapıkulu Sipahileri olmak üzere ikiye ayrılır.
  • Tımarlı Sipahiler Klasik dönem Osmanlı ordusunun bel kemiğini oluştururdu.
  • Tımarlı Sipahiler, ordu içindeki en kalabalık asker sınıfını oluşturur. Tımarlı sipahilerin Osmanlı askeri ve idari sistemi içindeki konumları Avrupalı tarihçilerce Orta Çağ Avrupası’nın şövalye sistemi ile karşılaştırılmalarına ve bazı kaynaklarda “Osmanlı şövalyeleri” olarak anılmalarına neden olmuştu.
  • Kökenleri Tımarlı sipahi sınıfı temel olarak Türk atlı göçebe hayat tarzından kaynaklanan, Alp veya Batur olarak adlandırılan beye bağlı, asil, atlı savaşçı tipinin Klasik Osmanlı çağındaki ifadesidir. Bu asker sınıfı, Türklerin Ön Asya’ya göçerek yerleşik devletler kurması sürecinde bir profesyonel ordunun yaratılması amacıyla, göçebe savaşçı sisteminin yerleşik hayat düzenine uyarlanmasıyla doğmuştur.
  • Büyük Selçuklu Devletinde “ıkta” adını alan ve daha sonraki süreçte “dirlik” olarak Türkçeleştirilen bu idari ve ekonomik sisteme bağlanan ve sipahilik (“sipahi” Farsça: silahşor, asker) adını alan bu savaşçı sınıfı Büyük Selçuklu ordusunun temelini oluşturmuş; daha sonra Büyük Selçuklu Devletinin mirasçısı olan Anadolu Selçuklu ve diğer Türkmen devletleri de tımarlı sipahi sistemini geliştirerek sürdürmüşlerdir.
  • Anadolu Selçuklu Devleti’nin halefi olan (ve Ertuğrul Gazi’nin Söğüt ve Domaniç bölgesini Anadolu Selçuklu Hanı’ndan tımar olarak aldığı düşünülürse kendisi de kuruluşunu bu sisteme borçlu olan Osmanlı Devleti tımarlı sipahi asker sınıfını da diğer kurumları ile beraber miras almış, devletin genişleyerek Anadolu’ya yayılması sürecinde Sultan 1. Murad Han zamanında tam anlamıyla düzene oturmuştur.
  • Özellikleri Tımarlı sipahilerin temel vazifesi savaş zamanında savaşa katılmak, barış zamanında bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamak ve Tımar sistemine göre tımarı dahilindeki halktan vergi toplayarak. bununla hem kendini geçindirmek, hem de tımarının büyüklüğüne göre asker yetiştirmekti.
  • Böylece hazineye yük olmadan ve ayrıca masraf gerektirmeden ordunun insan, silah, malzeme ve eğitimaçısından her an harbe hazır olması ve barış zamanı da ülke genelinde asayişin korunması sağlanıyordu.
  • Timarlı sipâhiler tamâmen Türk soyundan gelirdi. Hatta bu durum tımarlı sipahi kanunnamesinde özellikle belirtilerek Türk soylu olmayanların sipahi olması yasaklanmıştır. Bu yasağın kökeninde tımarlı sipahiliğin Oğuz kabile toplum sistemine dayanan kökenleri olduğu düşünülmektedir.Bu sebepten ötürü sadece nüfus çoğunluğunun Türk olduğu eyâletlerde timar ve zeâmet teşkilâtı yapılmıştır.
  • Tımar her eyâlette bulunmazdı. Meselâ Cezâyir, Tunus, Trablusgarb, Mısır, Yemen, Bağdat gibi eyâletlerde tımar ve zeâmet yoktu. “Ednâ” denilen küçük timar sâhipleri er ve erbaş; “evsâf” denilen orta tımar sâhipleri astsubay; “âlâ” denilen büyük timar sâhipleri küçük rütbeli subay derecesindeydiler.
  • Küçük zeâmet sâhipleri binbaşı, orta zeâmet sâhipleri yarbay, büyük zeâmet sâhipleri alay beyi rütbesindeki yüksek rütbeli süvâri subaylarıydı. İki türlü tımarlı olurdu: Tezkireli ve tezkiresiz. Tezkireli tımarlılar, tımarı merkezden, yâni İstanbul’da Dîvân-ı Hümâyundan doğrudan doğruya alanlardır. Tezkiresiz timarlılar ise dirliklerini Beylerbeyinin arzı üzerine alırlardı. Bir tımarın ilk üç bin akçalık çekirdek kısmına kılıç gerisine terakki denilirdi. Her üç bin akça için sipâhi yanında kendisi gibi atlı ve teçhizatlı bir asker getirmeğe mecburdu.
  • Cebeli (cebe: zırh) denilen bu erler, sipâhinin çocukları, kardeşleri, akrabâsı olacağı gibi, toprağı işleyen herhangi bir kimse de olabilirdi. Bâzı tımarlarda kılıç iki bin akçaya, hatta daha aza düşebiliyordu.
  • Bâzı tımarlarda ise en çok altı bin akçaya kadar çıkabiliyordu.
  • Sefer ilân edilince sipâhiler, Seraskerin bulunduğu yere gelir, yoklama olurlar, dirlik sipâhileri ve cebelileri ayrı ayrı deftere yazılırdı. “Sipâhi ve cebeli falanca paşanın defterlisidir” diye bilinirdi.
  • Sefere dâvet olunup da sefere iştirak etmeyen sipâhinin elindeki timar zaptolunur, başkasına verilirdi. Kânunen götürmek mecburiyetinde oldukları cebeliyi getirmeyenler ve götürüp de kaçanların yerlerine diğerlerini tedârik edemeyenler hakkında da aynı muâmele tatbik olunurdu.
  • Yığınak emri gelince her tımar sâhibi, cebelileriyle berâber, kendi kazâsının belirli yerinde toplanırdı. O kazâdaki timarlılar, çeribaşı denilen sipâhi yüzbaşısının emrinde bulunurlardı. Çeribaşı da alay beyinin emrine giriyordu.
  • Alayını toplayan alay beyi, sancak beyine gidip hazır olduğunu bildiriyordu. Kendi mâliyet askerini de alan sancak beyi, bu sipâhi alayıyla berâber, beylerbeyine katılmak üzere harekete geçiyordu. Bu iş büyük bir süratle yapılıyordu.
  • Beylerbeyilerin izin vermesiyle sancak beyleri tarafından bir kısım sipâhiler memleket muhâfazası için yerlerinde bırakılabilirdi. Sipâhi sefere gittiğinde yerine vekil olarak bıraktığı korucu, dirlik sâhibinin yokluğunda toprağın muntazaman işlenmesine nezâret ederdi.
  • Eğer sipâhi harbin uzaması hâlinde kışı hudutta geçirmek emri alırsa, dirliğine harçlıkçı denilen bir vekil göndererek, yıllık gelirini bulunduğu yere getirtirdi.
  • Timar ve zeâmet; sâhibi ölünce, ekseriya büyük oğluna, yoksa kardeşine veya yeğenine verilirdi. Fakat bunun için timar ve zeâmetin bağlı olduğu alay, vârisin toprağı idâre edebilecek kâbiliyet ve şartlara hâiz olduğuna şehâdet ederlerdi. Zâten bir sipâhi subayı, yerine geçecek birini yıllar boyunca hazırlayıp, yetiştirirdi. Bu sûretle dirlik tecrübesiz insanların eline geçmezdi.
  • Timar ve zeâmet sâhipleri, arâzileri üzerindeki toprakları üç yıldan fazla işlemezlerse, dirliklerini kaybederlerdi. Toprak işlememek, Allahü teâlâya karşı bir günah sayılırdı. Zîrâ toprak sâyesinde Allahü teâlânın kulları beslenirdi.
  • Sultan Birinci Süleyman Han (1520-1566) zamânında timarlı sipâhiler, en parlak devrini yaşadı. Bu zamanda 166.200 timarlı sipâhi vardı; bunun 74.000’i Rumeli, 91.600’ü Anadolu timarlı sipâhisiydi. Bu sûrette Türk atlı ordusu, iki orduya ayrılırdı: Rumeli atlı ordusu ve Anadolu atlı ordusu.
  • Meydan muhârebelerinde ordu düzeninin sağ ve sol kanatlarını bu iki ordu teşkil ederdi. İlk zamanlarda, Rumeli timarlı ordusunun kumandanı Rumeli Beylerbeyi, Anadolu timarlı ordusunun kumandanı da Anadolu Beylerbeyi idi. Fakat sonradan bu iki kanada da pâdişâh tarafından seçilen vezirler kumanda etmeye başladı. Sultan Süleyman Han devrinde bu iki ordu o derece büyüdü ki, sefer Avrupa’da olduğu zaman çok defâ Anadolu sipâhi ordusu çağrılmaz veya bâzı birlikler çağrılırdı.
  • Sefer Asya’da ise, Rumeli askerleri ya çağrılmaz veya bâzı birlikleri sefere katılmak için istenirdi.
  • Silahları ve Savaş Taktikleri Tımarlı sipahiler askeri olarak “ağır süvari”kategorisine girmektedir.
  • Savaşa kendileri ve atları tam zırhlı olarak katılan Tımarlı sipahilerin tipik zırhları: göğüs, karın ve sırtı birbiri üzerine bindirilerek perçinlenmiş şeritler halindeki çelik levhalarla desteklenmiş etekte dize, kollarda dirseğe kadar uzanan örme zırh, yine çelik levha ve zincirden yapılan ve bacakları koruyan “dizçek”, yekpare çelik veya bronzdan yapılmış ve önkolu koruyan “kolçak” ve çelik veya tombaktan hareketli burunluklu ve zincir enselikli Türk tipi miğferden oluşmaktadır.
  • Uzak mesafede at üzerinde ok ve yay ile cirit kullanan tımarlı sipahiler göğüs göğüse muharebede kargı, sagir balta, şeşper, bozdoğan, topuz, eğri Türk süvari kılıcı ve kama kullanırdı. Kalkanları ise çelik, bronz veya madeni göbekli ibrişim sarmalı söğüt dallarındanyapılmış hafif, orta boy yuvarlak kalkanlardı.
  • Kanuni döneminden itibaren hafif ateşli silahların da etkin olarak savaş alanına girmesiyle at üzerinden ateşlenebilecek karabina ve piştov gibi ateşli silahlar da sipahilerin silahları arasına girdi.
  • Tımarlı Sipahiler has ordunun merkezi teşkil ettiği savaş düzeninde sağ ve sol kanatlarda yer alırdı. “Kaz kanadı”, “Hilal” veya “Turan taktiği” olarak adlandırılan stratejide akıncıların sahte saldırı ve geri çekilmelerini takip ederek saldıran düşman birliklerinin ardını alarak çembere almak ve çevirdiği düşmanı göğüs göğüse mücadelede imha etmek tımarlı sipahilerin göreviydi.
  • Sipahi eğitiminde binicilik en önemli unsurdu.
  • Özellikle süvari okçuluğu becerisine önem verilirdi. Sipahi adaylarına kemankeşlik, cirit, matrak ve çevgen oyunları, kılıç başta olmak üzere silahların kullanımı ve karakucak güreş öğretilirdi.
  • Sonuç olarak 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğunun ekonomik ve siyasi olarak duraklamaya girmesi, askeri zaferlerin azalarak savaşların uzaması ve tımar sisteminin istismar edilmesi gibi sebeplerle gittikçe yoksullaşan tımarlı sipahi sınıfı bozulmaya başladı
  • Nihayet Sultan Abdülmecîd Hanın 19 Ocak 1841 fermanı ile kalan son tımarlı sipahileri tımarlarına ölene kadar sahip olmak şartıyla emekliye sevk etmesi ile Büyük Selçuklu döneminden beri Anadolu ve Ön Asya Türklüğünün idari ve askeri aristokrasisi ve bürokrasisini oluşturan tımarlı sipahi sınıfı resmen sona erdi. 
  • osmanlı
  • Kapıkulu Sipahileri padişahın özel ordusunu oluşturan Hassa Ordusu’nun süvari sınıfını oluşturan birliklere verilen addır. Tımarlı sipahilerin aksine Kapıkulu Ocağı’na bağlı aylıklı askerlerden oluşan Kapıkulu sipahileri I. Murad Dönemi’nde kurulmuştur.
  • İlkdönemlerde hassa ordusunun piyade birlikleri olan yeniçeriler gibi bu sınıfa da devşirme sistemi ile asker yetiştirildiyse de önceden ata alışık olmayan Avrupalı devşirme çocuklarına süvariliğin inceliklerini öğretmedeki zorluklar neticesinde gitgide bu sınıfa daha çok Yörük Türkmen çocukları alınmaya başlamış ve Fatih Sultan Mehmed zamanından itibaren de tamamen Türklerden oluşturulmaya başlanmıştır.
  • Eğitim ve harp sanatı yönlerinden tımarlı sipahilerle paralellik gösterseler de sayı olarak çok daha küçük bir birlik olan kapıkulu sipahileri parlak kumaşlar ve deri ile kaplanan hafif örme zırhlar, keçe külah biçiminde, bazen üzerine sarık sarılan gösterişli sorguçlu tombak miğferler giyer ve uzun saplı tunç teberler başta olmak üzere zengin süslenmiş silahlar kullanırlardı.
  • Görevleri savaşta padişahın yanında savaşarak yalancı geri çekilme sırasında ordunun merkezini savunmak, barış zamanı padişahı ve sarayı korumaktı.
  • Kuruluşundan itibaren hassa ordusunun piyade askerleri olan yeniçerilerle rekabet halinde olan kapıkulu sipahileri yeniçerilerin aksine Osmanlı tarihi boyunca nadiren kazan kaldırmış, bu sebepten ötürü “Atlı er başkaldırmaz”sözü Osmanlı devletinde bir deyim halini almıştır.
  • Yeniçerilerle olan rekabetleri ise Osmanlı tarihi boyunca zaman zaman kanlı bir hale dönüşmüş ve Sultan Ahmet meydanında iki gurubun zaman zaman silahlı çatışmalara girdikleri görülmüştür.
  • Özellikle Sultan IV. Murad’ın saltanatını sağlamlaştırmak ve yeniçerilerin elinden iktidar gücünü almak mücadelesinde kapıkulu sipahileri payitahtta padişahı destekleyen en önemli güç olmuştur.
  • Sultan II. Mahmut’un yeniçeri ocağını tasfiyesinde de kapıkulu sipahileri yeniçerilere karşı II. Mahmut’u destekleyerek isyancı yeniçerilere karşı halkla beraber dövüşmüş ve bu sebepten topyekün yok edilen ve tüm malları devlete geçen yeniçerilerin aksine canları ve mallarına dokunulmayarak yeni orduya gönüllü olarak katılmalarına izin verilmiştir. 
#1

Memur Alımları, İlanlar, Haberler ve duyurular

Soru sormak için giriş yapın veya Siteye kayıt olun