Osmanlı Devleti’nde Askeri sınıfın miras işlerini yapan kadılara ne denirdi?

  •   A-Subaşı
  • B-Kassam
  • C-Tevki
  • D-Pençik
  • E-Sipahi

 

4 Cevap

sigma12 kullanıcısının profil resmi 20/02/2014
Herkese Açık Konu
Cevap B-Kassam
#1

kpssdelisi kullanıcısının profil resmi KPSS Delisi 20/02/2014
Herkese Açık Konu
  • KASSAM
  • Mirasçılar arasında terekeyi paylaştıran ve yetimlerin mirasını koruyan ve idare eden şer’i memur, mahkeme-i şer’iyye memurlarıdır. 
  • İslam Hukukunda ve genel anlamıyla kassam; miras davalarında bizzat dava yerine giderek gerekli tahkikatı yapıp ihtilaf hakkında bir neticeye vardıktan sonra davayı hükme bağlayan ve ev, tarla, arsa gibi gayr-ı menkulleri varisler arasında taksim eden memura denir.
  • Aynen kadıda aranan şartlar kassamda da aranmaktadır. Tanzimat’tan sonra kassamlık görevi kaldırılmıştır. Tereke, ölen ya da gaipliğine karar verilen kişilerin malvarlığı, hak ve borçlarının tümüne verilen addır.  
  • Kassamlık, Osmanlıda halkın tâbi olduğu nizam ( askeri-reaya) çerçevesinde ikiye ayrılmıştır. Bunlardan biri askeri sınıf mensubu kişilerin miraslarını vârisler arasında paylaştırmaya taksime kadıasker adına memur “Askerî Kassam”lardır. Diğeri ise reayanın terekesini vârisler arasında taksime vilayet ve sancak kadıları adına memur olan şehrî kassamlardır.
  • Askerî sınıfın terekesini vârisleri arasında pay eden kazasker kassamları, kazada veya birkaç kazada bulunurlardı. Rumelidekiler Rumeli kazaskerleri ve Anadoludakiler Anadolu kazaskerleri taraflarından göreve getirilirlerdi.
  • Bunlar tahsil ettikleri kısmet-i askeriyyeyi o bölgenin kadılığındaki sandıkta saklayarak, kazaskerlerin mühürlü mektupları ve fermanlarla gelmiş olan askerî kassam müfettişi veyahut suvari kassamları geldiği zaman kadı veya nâibler tarafından onlara teslim edilirdi. “Suvarî Kassamları her teftiş ettiği yerde tahsil edilen kısmet-i askeriyyeyi kadılık sandığından tesellüm ederek elindeki mühürlü defteri bu resimleri kendisine teslim eden kadı veya nâibe mühürletirdi.
  • Mahallî askerî kassamların azli ve yerine diğerinin tâyini suvarî kassâmının selâhiyeti dahilinde olduğu gibi bunlar hakkındaki şikayetler veya taltif edilmeleri hakkında verdiği raporlar da hükûmetçe nazarı dikkate alınırdı”.
  • Bunların görevleri bir suvari kassamı tayininde şu şekilde belirtilmiştir:
  • 1- “Tayin olunan bölgede bulunan vilayet ve kazalarda daha önce tayin olunan süvari kassamından bu ana gelinceye kadar vaki askeriye ait konuları teftiş edip, resimlerini kim almış ise ondan kabz etmek.
  • 2- Söz konusu bölgede bulunan kadı ve naiblerin elde ettikleri resimleri teslim alıp, elinde bulunan mühürlü deftere kaydetmek.
  • 3- Kısmet-i Askeriye tahririne memur olanlardan hıyaneti olanları azledip, yerlerine emin ve mutemet kimseleri tayin etmek.
  • 4- Kısmete ilişkin bütün işler süvari kassamının uhdesine tevdi edildiğinden, bu konuda her türlü icraata yetkili olmak.
  • Bunlarla ilgili olarak ulemadan Mevlana Mehmed ve Anadolu’daki bazı kaza naiblerine şu şekildeki bir talimata uymaları istenmektedir:
  • Ulemadan Mevlana Mehmed ve Anadolu’da sol kola tayin olunan elviye-i mezbûrede vaki kaza naiblerine hüküm ki, İş bu sene tis’a ve semânîne ve elf (1089) Rebîu’l-ûlâ gurresinden sol kol tabir olunur elviyede sen ki mevlanay-ı mezbûr Mehemmed’sin kassam-ı süvari tayin olunmanla elviye-i mezkûrede vaki olan gerek mevâli-i ızam ve gerek sair kazalarda mukaddemâ mezkûr kolda kassam-ı süvari olan İbrahim’in mürûrundan bu âne gelince vâki olan mevadd-ı askeriyyeyi teftiş ve tefehhus edip rüsumı her kim ahz ve kabz etmiş ise ahz-ü kabz idesin.
  • Ve siz ki elviye-i mezkûrede vâkî kadılar ve nüvvabsız, sene-i mezkûreden bu âne gelince makbuzunuzu kasamm-ı mûmâ ileyhe teslim edip yedinde olan mahtum deftere kayıd idersiz.
  • Sen ki kassam-ı mûmâ ileyhsin kısmet-i askeriyye tahririne memur olanlardan hıyaneti zahir olanları azledip yerlerine emin ve mutemed kimesneleri nasb eyliyesin; ve bil cümle kısmete müteallik cemi’ı umûr, sana tefviz olunmuştur; azl ve nasbın, şükür ve şikayetin makbuldür.
  • Anadolu Kazaskeri Mehmed Efendi’den süvari kassama mühürlü mektub verilmekle mucibince amel oluna deyu ferman sâdır olmağın vech-i meşruh üzere şerh yazılmıştır. Evasıt-ı Rebiu’l-evvel, sene 1089. Tanzimat-ı Hayriyeyi müteakip, kazaskere ve kadılara ait kassamlıklar kaldırılmış sadece İstanbul’da bir kassamlık kalmış, eyalet ve sancakların kısmet işleri de kadılara bırakılmıştır
  • KASSAM DEFTERİ
  • Osmanlı Devleti’nde her kadılıkta müstakil bir kassam defteri var idi.
  • Vefat eden şehsın tereke denilen bıraktığı emval ve eşya kassamın huzuriyle kalem kalem bu deftere yazıldıktan sonra ehl-i hibre (Bilirkişi) marifetiyle her birinin kıymeti takdir olunup altlarına yazıldıktan sonra; zevcin ve zevcenin ve diğer varislerin hisselerine isabet eden mikdar tesbit olunup kassamın alacağı para müteveffânın techiz ve tekfin ve iskat masrafları tereke yekûnundan tenzil edildikten sonra geri kalan miktar ne tutarsa şer’î kanuna göre varislere verilirdi.
  • Kassamların alacağı resm-i kısmetin miktarı mesela XVII.yüz yılda mûrisin borcundan sonra kalan terekenin %0.015’i idi.
  • Kassam memuru ve diğer görevliler (kâtib ehl-i hibre) terekenin bulunduğu yerde görevlerini yerine getirirrlerdi.
  • Kassamın huzurunda piyasa değerini iyi bilen dellalların takdir ettikleri değerler her eşya ve malın altına yazılırdı.
  • Bu taksim ve değerlendirmenin bir heyet huzurunda yapılması eşyaların kaybını ve bir kısım eşyaların ortaya konmayarak diğer mirasçıların ziyana uğramasını önlediği gibi ayrıca mal ve eşyaların fiyatının yüksek tutularak fazla resim alınmasına da mani olunmaktadır.
  • Varisler arasında paylaştırılacak terekeler kassam tarafından yazıldıktan sonra tanzim edilen defterin bir nüshası tereke sahiplerine bırakılırdı.
  • Satışı gereken terekeler yine kassamın gözetiminde Bezzazistana getirilerek bu gibi malların satışa sunulduğu yerde müzayedeye çıkarılarak değer bahasıyla satılırdı.
  • Kassam tayin edildiğinde kendi zamanında meydana gelen terekeyi ve tereke ile ilgili davaları kaydetmek için hususi defter tutardı. Bu sebeple defterlerin başına hangi kassam dönemine ait olduğu genellikle yazılmıştır.
  • Kassamların tanzim ettiği defterlerde genelde şu sıra takip edilmektedir;
  • 1- Vefat eden kişinin tanıtımı 
  • 2- Mirasa konu emtianın dökümü 
  • 3- Borç masraf v.b. gider kalemlerinin dökümü 
  • 4- Varislere ya da Beytülmala kalan mikdarın tesbiti.
  • 1-) Vefat eden kişinin tanıtımı : Tereke listelerinin 1. bölümünü teşkil eden kısımda terekenin sahibi tanıtılmaktadır. İlk önce vefat eden şahsın adı varsa görev ve unvanı da belirtilerek baba adı ile birlikte yazılır. Köle asıllı olanların baba adı Abdullah olarak kaydedilir. Müteveffânın vefat ettiği yer (mahalle şehir ) belirtilir. Eğer vefat eden şahıs harpte şehit denizde boğulma hastanede vefat maktulen gibi normal ölüm dışında vefat etmiş ise vefat şekli de yazılır. Daha sonra mirasçılarına geçirilir. Eğer mirasçıları yoksa  “bilâ vâris” vefat ettiği Beytülmal Emiri’nin terekeye el koyduğu kaydedilir. En son da vefat veya terekenin sayımı ve kıymetlendirilmesinin yapılarak defterlere geçirildiği tarih yazılır.
  • 2-) Mirasa konu emtianın dökümü : Bu bölümde mirasa konu mallar tek tek sıralanır. Bilirkişi vasıtasıyla takdir edilen akçe değerleri  sıralanan bu malların altlarına yazılır. Emtianın sıralanmasında genel olarak bir usul bulunmamakla beraber önce terekelerde varsa kitaplar zikredilir. Özellikle “Mushaf-ı Şerîf” yani Kur’an öncelik taşır. Sonra kıymetli mallar sıralanır. Mirasa konu olan terekeyi şu alt başlıklar halinde sıralayabiliriz: Kitap gayr-ı menkul nakit alacak köleler yük binek hayvanları ve davarsığır ticari emtia ev eşyası giyecek kumaş zînet eşyası mutfak eşyası silah ve silah takımı at takımı alet-edevât  yazı malzemesi gıda maddesi müteferrik mallar. Terekede mevcut mallar kaydedildikten sonra “ Cem’an yekûn” yazılarak bir çizgi çekilir ve toplam tutar rakamla yazılır.
  • 3-) Borç masraf vb. gider kalemlerinin dökümü : Bu bölümde vefat eden şahsın varsa borçları tek tek ve kime ne kadar olduğu yazılır. Terekenin taksim edilmesiyle birlikte doğan resim ve masraflar kaydedilir. Tereke İstanbul’a uzak yerden gelmiş ise nakliye masrafları belirtilir. Karısına mehir borcu 1/3’ü geçmeyen vasiyetler techiz ve tekfin için yapılan harcamalar yazılır. Terekenin taksimi dolayısıyla meydana gelen resim ve masraflardan bazıları şunlardır ; “Resm-i kıymet kassamiye katibiye dellâliye hammaliye muhamminiye didebâniye ihzâriye müjdeganiye ücret-i kadem techiz-tekfin kira-ı dükkan kira-ı mahzen taamiye vb.”
  • 4-) Varislere veya beytülmala kalan miktarın tesbiti : Son bölümde gider kalemlerinden geriye bir şey kalmışsa bu “sahhul-bakî “ olarak kaydedilir. Kalanı oluşturan bu kısım mirasçıların belli ölçüler içerisinde payaşacakları veya beytülmala kalacak meblağdır.”
  • Alıntıdır…
 
#2

kpssdelisi kullanıcısının profil resmi KPSS Delisi 20/02/2014
Herkese Açık Konu
Subaşılar Osmanlı İmparatorluğu döneminde; barış zamanında asayişi sağlayan, savaş zamanında da orduda çeşitli görevlerde bulunan subaylardır. Kazalarda sancak beyini temsil ederler. Genellikle kendilerine bir zeamet bağlanırdı. Kelime sü(asker) ve baş kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Fakat ‘sübaşı’ kelimesi büyük ünlü uyumuna aykırı olduğundan zaman içinde ‘subaşı’ diye söylenegelmiştir.Ayrıca;günümüz Türkiye Türkçesi’nde kullanılan ‘Subay’ terimi de terminoloji olarak aynı mantığın ürünüdür: sü=asker, bay=erkek,sübay=erkek asker. Tevki: türkçe’de;
-padişah fermanlarına çekilen tuğra.
-bu tuğrayı taşıyan ferman.
-resmî belgelerde kullanılan bir yazı türüne verilen ad.
osmanlıca’da;
-alamet, işaret, belirti, nişan.
-sultan.
-kılıca nakış yapmak. Pençik, Farsçada beş ve bir anlamına gelen penç ve yek kelimelerinden türemiş, Osmanlı Devleti’inde 1363′ten sonra uygulanmaya başlanmış, savaşlarda elde edilen esirlerin beşte birinin asker olarak istihdam edilmesi usûlünü ifade eden terimdir. Pençik usûlü ile istihdam edilmiş askerler önce müslüman ailelerin yanına verilir, daha sonra askeri görevlere atanırlardı. Pençik Kanunu veya Penç-Yek Kanunu, 1363 yılında I. Murad döneminde düzenlenen Osmanlı kanunu. Farsçada penç beş, yek ise bir demektir. Savaşlarda alınan ganimetin beşte birinin devlet hazinesine (Beyt_ül Mal’e) aktarılıp geri kalanın ise savaşa katılanlara bölüştürülmesi ile ilgilidir. Daha önceleri bütün ganimet gaziler arasında dağıtılırdı. Dönemin din adamlarının uyarıları ve Muhammed bin Abdullah’ın sünnetinde olduğunu bildirmesi ile bu uygulama başlamıştır. Pençik Kanunu aynı zamanda savaş esirleri için de geçerlidir. Savaş esirlerinin değerlendirilmesi fikri, I. Murad döneminde gündeme gelmiştir. I. Murat bu sorun üzerine savaş esirlerini bu kanuna dahil etmiştir. Alınan savaş esirlerinin bir bölümü çeşitli sınavlar sonrasında orduya alınmıştır. Ankara Muharebesi sonrasında devletin savaşlara girmemesi ve savaş esirlerinin elde edilememesi sonucunda Pençik Kanunu’nun savaş esirleri bölümü kapsam dışına alındı. Bu kanunun savaş esirlerini ilgilendiren kısmı Devşirme Kanunu ile ayrı bir sınıfa alındı, böylece Pençik usulüne göre alınan askerlerin orduya verebilecekleri zarar da engellenmiş oldu. Sipahi Sipahi (Osmanlı Türkçesi: سپاهی) Osmanlı ordusunun ağır süvari sınıfı askeri. Tımar sahibi olan Tımarlı Sipahiler ve Kapıkulu Ocağı’na bağlı Kapıkulu Sipahileri olmak üzere ikiye ayrılır.
#3

Üye Olmayan Kpss Delisi(ip'si gizlendi) 21/02/2014
Herkese Açık Konu
Paylaştığınız bilgiler için teşekkürler
#4

Memur Alımları, İlanlar, Haberler ve duyurular

Soru sormak için giriş yapın veya Siteye kayıt olun